Dr Genco USTA
Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı
Ankara

Makaleler

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu çocuk veya ergenlerde yaş ve gelişim seviyesinden beklenenden daha düşük dikkat sürdürüm becerisi, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik ile karakterize bir tablodur. Dünyadaki sıklığı yüzde 2-ile 20 arasında değişiklik göstermektedir. Erkeklerde daha sıklıkla rastlanan bir bozukluktur. Oluşumunda çevresel ve genetik birçok faktörün rol aldığı düşünülmektedir.

Farklı türleri var mıdır?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu gösterdiği belirtilere göre 3 farklı tipte incelenir. En sık rastlanan türü hem aşırı hareketliliğin hem de dikkat sürdürüm sorunlarının olduğu karışık tiptir. İkinci sıklıkla dürtüselliğin ön planda geldiği tiptir. Son olarak kız çocuklarında daha fazla görülen dikkat eksikliğinin daha ön planda görüldüğü alt türü mevcuttur. Bu alt tür diğer türlere göre daha geç tanı konulabilir ve sanılanın aksine genellikle bu sorunu olan çocuklar çevre tarafından yavaş ağır öğrenen bazen de kapasitesi yetersiz şeklinde adlandırılabilir.

Tanı nasıl konulur?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tıbbi bir tanıdır. Tıpla ilişkili tanıların doktorlar tarafından konulması gerekir. Tedavi sürecinde dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden diğer sorunların müdahalesinde klinik deneyimi olan psikologların yardımı alınabilir.  Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tanısı klinik bir tanıdır. Bunun anlamı hekim tarafından yapılan uygun değerlendirme gerekli kişilerden bilgi toplanması sonrasında konulabilir. Tanıya yardımcı olabilecek yüzlerce test mevcut olmasına karşın hiçbir test tanı koydurucu değildir.  Her ne kadar ülkemizde birçok merkezde ve özel uygulamalarda ticari kaygılar ile birlikte dikkat eksikliği tanı testleri varmışçasına hastalara bildirilmesine karşın halen dünyada bu rahatsızlığa yönelik tanı koydurucu test keşfedilememiştir. Psikiyatride kullanılan testler laboratuvarlar da uygulanan kan testlerinden belirgin şekilde farklılık gösterir. Çocuğun teste hazır olması testi uygulayan kişinin çocuk ile uyum gösterebilmesi gibi pek çok faktör test sürecini ve testin doğru sonuçlar vermesini olumsuz yönde etkileyebilir. Amerikan psikiyatri birliği bozukluğun tanısında ek bir süreç eşlik etmiyorsa psikolojik testlerin uygulanımını önermemektedir.

Belirti ve bulguları nelerdir?

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ile ilişkili belirtiler birçok çocukta farklılıklar gösterebilir. Adında da anlaşılacağı üzere dikkat sürdürüm sorunları ve aşırı hareketlilik temel bulgular gibi görünmesine karşın belki de bozukluğun temelini oluşturan diğer bir sorunda dürtüselliktir. Dürtüsellik kişinin içinden gelen istekleri bastırma ile ilişkili güçlük yaşaması olarak tanımlanabilir. DEHB belirtileri farklı yaş ve gelişim dönemlerinde farklılıklar göstermektedir. Okul öncesi dönemde bazen en temel sorunlar hareketlilik ve isteklerini erteleme ile ilişkili güçlükler olabilirken ilkokul döneminde ders başarısızlığı veya lise döneminde aile ve arkadaş çatışmaları ön planda olabilir. Okul öncesi dönemde sıklıkla hareketlilik temel yakınmalardan birisidir. Ancak her hareketli çocuğun DEHB olarak değerlendirilmemesi gerekir. Hareketlilik çocuğun günlük yaşantısını olumsuz yönde etkiliyorsa, yeni arkadaşlıklar kurmasını engelliyorsa, sıklıkla kazalara maruz kalıyor kısaca çocuğun hayat konforunu olumsuz etkilemesi durumunda anlamlıdır.  Okul öncesi eğitimde sıklıkla öğretmenler arkadaşlarına zarar verici davranışlardan, inatlaşmalardan ve dikkat sorunlarında yakınabilir. İlkokul döneminde ise dikkat sorunlarının oluşturduğu akademik sorunlar daha belirginlik kazanmaya başlar. Bu sürece genellikle sosyal sorunlar eklenir. Oyunları başından sonuna kadar devam ettirme ile ilgili yaşanan güçlükler arkadaş çevresinden dışlanma, istemeden dürtüsellik temelli yapılan davranışlar ise çocuğun sınıfın günah keçisi olması ile sonuçlanacaktır. Bu süreçte çocuk kendisi ile benzer özellikler gösteren arkadaşlar bulma eğilimindedir. Bu durum akran etkisi ile görülen davranışsal sorunların belirginlik kazanmasına neden olabilir. Ergenlik döneminde ise ergenliğin doğasında bulunan çatışmaların ve dürtüsel özelliklerin daha yoğun yaşanması beklenebilir.

Nedenleri nelerdir? Suçlu kim?

Sıklıkla çocuk psikiyatristine başvuran anne babalar birbirlerini bazen de öğretmenleri suçlama eğilimindedir. Ancak temelde DEHB beynin kimyası ile ilgili yaşanan sapmalardan kaynaklanmaktadır. Bu sapmaların en temel nedeni genetik yatkınlıklardır. DEHB çocukluk dönemi psikiyatrik rahatsızlıkları arasında en sık genetik yatkınlıkları içeren bozukluktur. Bunun dışında anne karnında yaşanan olumsuzluklar, doğum travmaları gibi birçok farklı çevresel etken söz konusu olabilir. Her ne kadar yaşamla ilişkili olumsuzlukları doğrudan bir ilişkisi olmamasına rağmen hayat ile ilişkili değişiklikler mevcut DEHB ile ilgili belirtilerin daha abartılı bir şekilde yaşanmasına neden olabilir.

Tedavisi var mıdır? Kırmızı reçete korkusu...

DEHB tedavisinde ilaç tedavileri temeli oluşturmaktadır. Terapi birçok hasta grubunda gözlemlenen ek sorunlar giderilmesinde, uygun davranışların geliştirilmesinde faydalı olmasına rağmen üç temel belirti olan dikkat sorunları, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik üzerine belirgin bir etkisi bulunmamaktadır. Aileleri kaygılandıran en temel nedenlerden biriside DEHB tedavisinde kullanılan ilaçları genellikle kırmızı reçeteli olmasıdır. DEHB tedavisinde kullanılan ilaçların piyasaya sürüldüğünden günümüze kadar olan sürede halen hiçbir bağımlılık durumu bildirilmemiştir. Çeşitli ticari kaygılar ile kendi reklamlarını yapmaya çalışan kişilerin sıklıkla sarf ettiği diğer bir söz ise ilaç tedavisi alan çocukların uyuştuğu ve aptallaştığıdır. Tedavi çocuğun çevresi ile etkileşimi sırasında karşısında durup düşünebilme, isteklerini sıralayarak yerine getirebilme fırsatını sunmaktadır.

Tedavide kullanılan ilaçları yan etkileri nelerdir?

Halen ülkemizde sıklıkla tedavi sürecinde kullanılan iki temel preparat bulunmaktadır: metilfenidat ve atomoksetin. Her ilacın kişiye özel farklı yan etkilere sahip olabileceği unutulmamalıdır. Ortaya çıkabilecek yan etkiler konusunda en iyi danışman ve temelde bunları anlatma zorunluluğu olan tedaviyi başlayan hekimdir. Birçok kişiye özel farklı yan etkiler görülebilmesine karşın uykusuzluk ve iştah sorunları en sık görülen ve tedavi uyumunu olumsuz yönde etkileyen yan etkilerdir. Özellikle tedavi başlangıcında her iki yan etkide belirgin olabilmesine karşın tedavinin ilerleyen zamanlarında ortadan kalkma eğilimindedir. Ancak kilo kaybının çok belirgin olması (düzenli kilo takipleri ile kontrol edilmelidir), uyku sorunlarının şiddetli olması durumlarında tedavi değişikliği yapılabilir. 

Dr. Genco USTA

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

www.cocukpsikiyatri.org - Ankara

Çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi ile ilgili herşey....



Yaygın Gelişimsel Bozukluklar

Yaygın gelişimsel bozukluklar çocuğun birçok gelişimsel alanında sapma ve bozulmaların olduğu bir dizi rahatsızlık grubuna verilen ortak isimdir. 4 farklı tıbbi rahatsızlığı içermektedir: otizm, Asperger bozukluğu, Rett bozukluğu, Dezintegratif bozukluk ve yaygın gelişimsel bozuklu BTA (Atipik otizm). Yazıda klinik olarak benzerlikleri nedeni ile otizm ve atipik otizm birlikte anlatılacak olmasına karşın Rett bozukluğu, çocukluk çağının Dezintegratif bozukluğu ve Asperger bozukluğuna ayrı ayrı değinilecektir.

Otizm ve Atipik Otizm (Yaygın Gelişimsel Bozukluk BTA)

Sosyal iletişim, etkileşim, dilin kullanımı, uygun davranışların sergilenmesinde gecikme ve sapmalarla seyir gösteren rahatsızlıklardır. Otizme benzer özellikler göstermesine rağmen tam olarak otizm tanı ölçütlerini karşılayamayan vakalar atipik otizm veya “yaygın Gelişimsel Bozukluk BTA” tanılarını alırlar.

Sıklıkla karşılaşılan belirtileri nelerdir?

Otizm ve atipik otizm de sıklıkla görülebilecek belirtiler sırası ile verilmesine rağmen yazının devamında dil ve iletişim becerileri, tekrarlayıcı davranışlar, duyusal değişiklikler ve farklılıklar, zeka işlevi ve eşlik edebilecek diğer önemli sorunlar ayrıca tartışılacaktır.

  •   Anne babaya ve çevreye yeterince ilgi göstermeme

 

  • Beslenme sorunları

 

  •  Bebeklik döneminde beklenilen sosyal gülümsemenin olmaması

 

  •  İletişimde kullanılan vücut jestlerini kullanamama veya kullanımını anlayamama

 

  •  Zayıf ya da hiç göz temasının olmaması

 

  • Ebeveynler, kardeşler öğretmen gibi yaşantılarında önemli olabilecek kişilerin sosyal konumlarını anlama ile ilişkili güçlükler veya sık sık karıştırma

 

  •  Anneye veya babaya veya bakım veren kişiye bağlanma ile ilişkili güçlükler

 

  • Tekrarlayıcı basmakalıp davranışlar (örn. Kendi etrafında dönme, kanat çırpma hareketi)

 

  •  Gelişimsel basamaklarda gerilik veya sapma
  • Murmuring adı verilen ezgisel tekrarlayıcı sesler 
  • Konuşma gecikmesi
  • Hayatın tüm alanlarında rutinlere, tekrarlara aşırı eğilim 
  •  Konuşmadaki normal ezginin olmaması 
  • Toplu oyunlara katılmaya isteksizlik 
  • Konuşmanın içeriğini algılama ile ilgili güçlükler
  • Arkadaş edinmede belirgin sorunlar. 
  •  Dil kalıplarını zamirleri ve cümle zaman uyumunun yanlış kullanımı (örn. karnı acıktığında “sen yemek istiyor” gibi) 
  • Soyut kavramları anlama ile ilişkili güçlükler (örn. Esprileri anlama, imaları fark etme gibi) 
  • İstediği şeyleri eli ile işaret etmek yerine anne ve babasının elinden tutarak götürme
  •  Karşısında kişilerin motivasyon ve isteklerine yönelik çıkarımlar yapma, ne düşündüğünü ön görebilme süreçlerinde sorunlar
  • Bazen garip tuhaf davranışlar 

Yukarıda sayılan belirtiler sıklıkla rastlanan bulgular olmasına karşın hiçbirisi tek başına anlamlı değildir. Konuşması geciken çocukların çok az bir kısmının otizm veya atipik otizm tanısı aldığı unutulmamalıdır. Tanı sürecinde çocuğun değerlendirilmesinde her bir belirti ayrı bir bütünün parçaları olarak değerlendirilmelidir. Oyununa dalmış bir çocuğun bazen adı seslenildiğinde bakmaması, konuşma gecikmesi olan bir çocuğun diğer odadaki istediği oyuncağın yanına anne babasının elinden tutarak götürmesi, ya da 2 yaş öncesinde toplu oyunlara isteksizlik göstermesi normal davranışlar olabilir.

Otizm veya atipik otizmde gözlemlenebilecek bozulmalar nelerdir?

Fiziksel Sorunlar: Otizmi olan çocukların büyük bir kısmı belirgin fiziksel sorunlar göstermezler. Anne karnında yaşanan farklı gelişim sonucunda bazen kulakların dış görünüşü ile ilgili farklılıklar veya sağ ve sol elin aynı derecede kullanılmasına rastlanabilir.

Sosyal Etkileşim Bozulmalar: Otistik çocuklar, anne baba veya diğer kişilere karşı beklendiği kadar ilgi göstermeme eğilimindedir. Bebeklik döneminde anne veya babanın davranışlarına tepki olarak ortaya çıkan sosyal gülümseme sıklıkla görülmez. Çevresindeki kişilerin sosyal konumlarını tam olarak algılayamaz ve bazen annesinden isteyebileceğini şeyleri öğretmeninden veya kardeşinden isteyebilir.  Sıklıkla sosyal yaşantılarını rutinler üzerine kurma eğilimi gösterirler. Bu rutinler bozulduğunda abartılı tepkiler gösterebilirler. Yeni alışılmadık durumlara uyumla ilgili güçlükler yaşarlar. Okul döneminde toplu oyunlara katılımla ilişkili güçlükler yaşanır. Soyut kavramları anlamakta kavramakta zorlanırlar. Bu durum özellikle sosyal etkileşimin temeli olan dilin içeriğindeki imaları, nükteleri ve esprileri algılamasını güçleştirerek sosyal bozulmaların belirginleşmesine katkı sağlar. Karşısındaki kişinin davranışlarından tutumlarından sonuç çıkartarak amacının algılanması ile ilgili güçlükler vardır.

Dil ve İletişim Alanlarındaki Bozulmalar: Otizmde görülen temel sorunlardan bir tanesinde dil alanı ile ilgili yaşanan sorunlardır. Konuşma gecikmesi tipik olarak gözlemlenir. Normal gelişimsel basamaklarda ilk 1 yaş içerisinde gözlemlenen “baba … bebe… bubu… gugu.. “ gibi anlamsız kelime tekrarları sıklıkla otizmde gözlemlenmez. Konuşulan kelime sayısı, algılanan kelime sayısı yaşıtlarından geridir. Bazen kelime sayısı fazla olmasına rağmen bu kelimelerin birleştirilerek cümle kurulması ve uygun durumlarda anlamlı olarak kullanılmasında zorluklar belirgindir. Bazen cümleler bir bütün halinde ezberlenebilmesine rağmen yine anlamlı kullanımla ilişkili güçlükler ön plandadır. Bazen “murmuring” denilen anlamsız ezgisel ses tekrarları eşlik edebilir. Anlamlı cümle kurmaya başlandığında zamirler ve zaman uyumları ile ilgili sorunlar belirgindir. Ben zamiri sıklıkla sen ya da o ile yer değiştirebilir. Örneğin şeker istediğinde “sen şeker istiyor” veya “Ahmet şeker istiyor” şeklinde ifade edilebilir. Bu sürece bazen şaşırtıcı özellikler eşlik edebilir. Konuşma tam olarak öğrenilememesine rağmen okul öncesi dönemde okuma sökülebilir. Ancak okuduğunu anlamlandırabilme becerisi zayıftır. Ne yazık ki otistik çocukların yaklaşık yarısında anlamlı konuşma gerçekleşmez. Konuşmanın sökülmesindeki en temel belirleyici çocuğun zeka seviyesi ve özel eğitime başlangıç zamanıdır.

Tekrarlayıcı Davranışlar: Otistik çocuklar sıklıkla oyuncaklarına soyut anlamlar yükleme ile ilgili zorluklar yaşarlar. Oyuncaklarını amacına yönelik sembolik anlamları yönünde kullanmazlar. Oyunları soyut kavramları içermez, hayali oyunlar yoktur. Oyunlar sıklıkla oyuncakların sıraya dizilmesi, tekerleklerin döndürülmesi, birbirine vurularak ses çıkartılması ve tekrarlayıcı davranışlardan oluşur. Tekrarlayıcı davranışlar kendi etrafında dönme, kafa sallama, el hareketleri tarzında olabilir. Özellikle çevresel uyaranın az olduğu durumlarda (çocuk tek başına kaldığında, onun dikkatini çekebilecek bir durum yaratılmadığında) tekrarlayıcı davranışlarda belirginleşme görülebilir. Bu gibi durumlarda çocuğun çevresinin zenginleştirilmesi ile bu davranışların azalması sağlanabilir. Sıklıkla günlük yaşamdaki birçok davranış rutin kalıplar halindedir. Bazen bu eğilim uygun davranışların geliştirilebilmesinde özel eğitimde bir yöntem olarak da kullanılabilmektedir.  Bazen rutinlerin tersi bir durum ortaya çıktığında bu süreç aşırı korku hali veya panik nöbetleri ile sonuçlanabilir. Rutine eğilim beslenme alanına yansıdığında tek yönlü beslenmenin beraberinde getirdiği sağlık sorunları ortaya çıkabilir.

Duyusal Sorunlar:  Otistik çocuklarda duyusal uyaranlara (örn. Ağrı, ses, belirli görüntüler gibi) verilen yanıtlar aşırı veya normalden daha az olabilir. Bazen konuşma sesine verilen yanıttaki eksiklik nedeni ile işitme engelli olarak değerlendirilebilirler. Yine bazı otistik çocuklar düştüklerinde, yaralandıklarında ağrıya verilen yanıt değişebileceğinden ağlamayabilirler.

Eşlik Edebilecek Davranışsal Sorunlar: Kafa vurma, ısırma saç çekme, kendini yaralayıcı davranışlar, uyku sorunları, beslenme sorunları sıklıkla görülebilir. En sık görülen sorunlardan biriside aşırı hareketliliktir. Okul öncesi dönemden itibaren görülebilen aşırı hareketlilik sorunu çocuğun özel eğitime, kreşe uyumunu olumsuz yönde etkileyebilir ve sosyalleşe süreçleri ile ilgili yaşanan pek çok olumsuzluğun daha fazla belirginlik kazanmasına neden olabilir.

Eşlik Edebilecek Fiziksel Hastalıklar: Bazı araştırmalarda enfeksiyonlara biraz daha artmış duyarlılık, gaz sorunları, barsak hareketleri ile ilgili bozulmalar tanımlanmıştır. Otizme eşlik edebilecek en önemli tıbbi sorunlardan bir tanesi de epilepsi (sara nöbeti) dir. Epilepsi tüm otistik çocuklarda görülmemekte birlikte normal çocuklara göre risk belirgin şekilde artmıştır.

Otizm ve Zeka İşlevi: Otistik çocukların yaklaşık 2/3 ünde mevcut tabloya zeka geriliği de eşlik etmektedir. Zeka seviyesi otizmin uzun dönem sonuçlarında çocuğun konuşmayı öğrenebilmesinde ve eğitimden alacağı yanıtta temeli oluşturmaktadır. Zeka seviyesine göre otizmi yüksek ve düşük işlevli otizm gibi farklı isimlerde ayırmak mümkündür. Bazı durumlarda düşük ve yüksek işlevli otizmi olan çocuklarda şaşırtıcı becerilere rastlanabilir. Ezber belleğinin çok iyi olması, okumayı konuşmadan önce sökülmesi, hesaplamaların zihinden büyük bir kolaylıkla yapılabilmesi bazıları olarak sayılabilir. Ancak genellikle bu beceriler işlevsellikten uzaktır.   

Otizm ve atipik otizm sık görülen bir rahatsızlık mıdır?

Bilimsel verilere göre yaygın gelişimsel bozukluk grubundaki rahatsızlıkları her 88 çocuktan birinde görmek mümkündür (kaynak: ABD hastalıkları kontrol ve önleme merkezi resmi internet sitesihttp://www.cdc.gov/ncbddd/autism/data.html). Erkelerde kızlara göre 4-5 kat daha sık rastlanmaktadır. Yapılan araştırmalar otizmin sıklığının gün geçtikçe artış gösterdiğine dikkat çekmektedir. Bir grup araştırmacı bunun nedeninin otizmin daha iyi tanınması veya toplumun bilinçlenmesi ile ilgili olabileceğini ifade ederken, diğer bir grup ise yıllar içinde değişen çevresel yaşam koşullarını sorumlu tutmaktadır.

Otizmin ve atipik otizmin sebebi nedir?

Her ne kadar uzun yıllar önce ve halen günümüzde bazı bilimsellikten uzak psikoloji çevreleri tarafından ailenin çocuğa ilgisiz davranması, yeterli duygusal tepkiler geliştirememesi gibi bilimsellikten uzak önermeler bir neden gibi sunulmasına rağmen, günümüzde ailelerin tutum ve davranışları ile otizm veya yaygın gelişimsel bozukluk arasında nedensel bir ilişki saptanamamıştır. Otizm ve atipik otizm ile ilgili birçok faktör risk ve kolaylaştırıcı etmenler olarak önerilmesine karşın halen bilim adamları arasında net bir fikir birliği bulunmamaktadır. Otizmin nedenine yönelik yapılan çalışmalar hastalığın tek bir etmenden çok prenatal (anne karnında), doğum sonrası, çevresel, genetik ve yapısal birçok farklı faktörün etkili olabileceği yönündedir.

Otizm ve kalıtsallık ( kardeşlerde otizm riski )

Klinik pratikte en sık aldığım sorulardan biriside yeni doğacak çocuğun otistik olma olasılığıdır. Bu sorunun yanıtını alınabilmesi için başvurulacak en iyi yer artık ülkemizin pek çok üniversitesinde bulunan genetik danışmanlık bölümüdür. Bununla beraber bilimsel veriler otistik kardeşi olan çocuklarda otizm riskinin 50 ile 200 kat arttığını göstermektedir. Her ne kadar ikizler üzerinde yapılan çalışmalar çelişkili sonuçlar göstermesine rağmen özellikle tek yumurta ikizlerinde kardeşte otizm saptanması durumunda diğer kardeşte de saptanma riskinin belirgin şekilde arttığını söylemek yanlış olmaz.

Tedavisi var mıdır?

Otizm yaşam boyu süren bir rahatsızlıktır. Tedavi sürecinin temelini özel eğitim uygulamaları oluşturmaktadır. Erken tanı ile özel eğitim uygulamalarına erken başlanan vakalarda daha iyi sonuçlar elde etmek mümkündür. Mevcut tabloya farklı davranışsal sorunların eşlik ettiği durumlarda ilaç tedavileri faydalı olabilmektedir. Ancak bahsedilen uygulamalar ile otizmin tamamen sonlandırılması tam düzelme halinin sağlanması genellikle mümkün olmamaktadır. Modern uygulamaların kısmi etkinliğinin en önemli sonuçlarından biriside umut tacirlerinin ticari amaçları doğrultusunda bilimselliği kanıtlanmamış yöntemleri uygulama heveslerini arttırmasıdır. Bu uygulamaların başında Berard yöntemi, şelasyon tedavileri, hiperbarik oksijen tedavisi uygulamaları gelmektedir. Her uygulamada tipik olarak bu yöntemin çok bilimsel olduğu, kesin sonuç vereceği, ifade edilmesine karşın bu bilimsel yöntemlerin hiçbirisinin Türkiye dahil hiçbir üniversite kurumunda uygulanmadığı sıklıkla hastadan gizlenir. Bu konuda en temel önerim bu tarz uygulamaları denemek istiyorsanız ve çocuğunuzun sağlığını tehlikeye sokmak, para ve zaman kaybetmek istemiyorsanız uygulama öncesinde çocuk psikiyatristine danışmanız olacaktır. Ulaşımla ilgili sorun yaşanıyorsa pek çok ücretsiz danışmanlık sitesinden uzmanlara soru sorarak yanıt alınabilir (örn. www.ankarapsikiyatri.org) .  

Dr. Genco USTA

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

www.cocukpsikiyatri.org - Ankara

Çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi ile ilgili herşey....


Tik bozukluğu

Tik bozukluğu nedir?

Tikler ani ve tekrarlayıcı kas kasılmaları sonucu istemsiz bir şekilde ortaya çıkan hareket ve sesler olarak tanımlanabilir. Çocuklarda ve ergenlerde tikler dışarıdan veya içsel bir uyaran sonrasında ortaya çıkabilir.

Tik bozukluğunun sık görülen bir rahatsızlık mıdır?

Tikler çocuklarda görülen en sık hareket bozukluğudur. Yaşamları boyunca kişilerin yüzde 5-20 ’sinde görülebilir.  Genellikle dalgalı bir seyir gösterir. Zaman zaman düzelmeler zaman zaman artışlar olabilir. Genellikle çocukluk döneminde ortaya çıkan tikler düzelme eğilimi gösterir ancak tiklerin oluşturduğu sosyal sorunlar bazen erken dönemlerde müdahaleyi gerekli kılabilir.

Nedenleri nelerdir?

Tik bozukluğu ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalarda tiklerin genetik faktörlerden, anne karnında yaşanan sorunlardan, bazı enfeksiyon hastalıklarından ve beynin bazı alanlarında yapısal düzensizliklerden kaynaklanabileceği ifade edilmektedir.

Başka rahatsızlıklarla beraber bulunabilir mi?

Birçok bilimsel araştırmada tik bozukluğu ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğununobsesif kompulsif bozukluğun, ve özgül öğrenme güçlüğünün birliktelik gösterebileceği saptanmıştır.

Tedavi edilebilir mi?

Ailenin tikler konusunda bilgilendirilmesi temeli oluşturmalıdır. Zaman zaman tiklerin çocuk tarafından istemli olarak yapıldığı düşüncesi tedavi sürecini en çok olumsuz etkileyen durumlardan bir tanesi olabilmektedir. Diğer yönden mevcut sorunlara dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu veya obsesif kompulsif bozukluk gibi farklı rahatsızlıkların eşlik etmesi durumunda bu sorunların tedavi yönünden ayrıca değerlendirilmesi gerekebilir. Tik bozukluklarında ilaç tedavilerinin %80 gibi belirgin bir başarısı mevcuttur. Ayrıca aile ve hasta uyumunun olması durumlarında farkındalık ve tersine döndürme egzersizleri ile başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür.

 Evde neler yapabilirim?

Aslında bu sorunun cevabına evde neler yapılmaması gerektiği ile başlanması daha uygun olacaktır. Daha önce belirtildiği gibi bazen aileler tarafından tikler çocuk tarafından istemli bir şekilde yapılan davranışlar gibi algılanabilir. Bu durumlarda aile sık sık çocuğu tikleri yapmaması için uyarır. Uyarmak tiklerin düzelmesini sağlamadığı gibi çocuğun kaygısını arttırarak tiklerin daha fazla artması ile sonuçlanabilir. Bu nedenle tikleri olan bir çocuğun yapmaması yönünde uyarmak faydalı olmayacaktır. Tiklerin yol açabileceği sosyal sorunların erken dönemde aile tarafından fark edilebilmesi için okul başarısının arkadaş ilişkilerinin takibi önemlidir. Tikler konusunda ailenin bilinçlenmesi ve uygun tedavi yöntemleri arayışına girmesinin her zaman temeli oluşturduğu unutulmamalıdır. 

Dr. Genco USTA

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

www.cocukpsikiyatri.org - Ankara

Çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi ile ilgili herşey....

Çocuk ve Ergenlerde Obsesif Kompulsif Bozukluk (Takıntı Hastalığı)


Obsesif kompulsif bozukluk her ne kadar genellikle yetişkinlere atfedilen bir rahatsızlık gibi görünmesine rağmen yapılan araştırmaların sonuçlarına göre yetişkin hastaların çoğunun (bazı çalışmalara göre % 80’inin) çocukluk döneminde de benzer sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. Obsesif kompulsif bozukluk ya da halk arasındaki adı ile takıntı hastalığı saplantılı düşünceler ve bunları rahatlatabilmek için yapılan davranışlar ile karakterizedir. Saplantılar kişinin kendi iradesi dışında zihnine girer. Kişi bunlardan dolayı belirgin kaygı ve rahatsızlık yaşamasına rağmen bu düşüncelerden kurtulamaz. Bu düşünceleri zihninden kovmak ve rahatlamak için yaptığı davranışlara ise kompulsiyon adı verilmektedir. Bazen takıntılar yalnızca temizlik alanında olabildiği gibi kontrol, düşünce, dinsel, cinsel alanlarda da olabilmektedir.

Sıklığı nedir?

Çocukluk dönemine ait net veriler olmamasına rağmen toplum araştırmalarında yetişkin ve ergenlerin yaklaşık % 1-3 ünde rahatsızlığın saptanabileceği bildirilmektedir.

Belirtileri nelerdir?

Çocukluk döneminde bir çok ritüel davranış bulunur. Çizgilere basmadan yürümeye çalışmak, masanın aynı tarafına oturmak, belirli bir elbiseyi sık sık giymeyi istemek, etrafındaki nesneleri saymaya çalışmak gibi pek çok davranış çocukluk dönemi için normal olarak kabul edilmektedir. Bu davranışların temelinde çocuğun yaşadığı kaygı ve endişeler yatmaktadır. Bu davranışlarla birlikte yaşadığı endişeler yatışır. Genellikle yaşın ilerlemesi ile birlikte sorun olmadan kaybolması, sıklıkla kendini sınırlayıcı özellikler göstermesi nedeni ile obsesif kompulsif bozukluktan ayrımının iyi yapılması gerekir. Takıntılı düşünceler bulaş, kuşku veya kontrol, simetri, sayma, düşünce alanlarda olabilir.

Temizlik - Bulaş takıntıları yaşayan çocuklar mikrop bulaşacağından, hasta olacağı ve öleceğinden yoğun kaygı duyarlar. En sık karşılaşılan takıntılardır. Bundan korunabilmek için sıklıkla ellerini yıkarlar, çok uzun süre banyoda kalabilirler.

Kuşku veya kontrol takıntılarında kişi bir şeyleri yerinde ve doğru yapmayla ilgili endişeler yaşar. Örneğin “Kapıyı kapattı mı?”, “Matematik kitabım yanımda mı?” gibi. Bu düşünceleri bastırabilmek için tekrarlayıcı tarzda kontrol davranışı geliştirler. Örneğin matematik defterinin çantasında olup olmadığını defalarca kontrol ederek okula geç kalabilirler.

Simetri takıntılarında kişi çevresindeki nesnelerin belirli bir düzen ve uyum içinde olması yönünde yoğun kaygı yaşar. Bunu sağlayabilmek için yoğun çaba harcar.

Düşünce takıntıları, birçok farklı alanda olabileceği gibi sıklıkla cinsel ve dinsel alanlardadır. Cinsel takıntılarda kişinin zihnine uygunsuz cinsel düşünceler gelir. Bazen bu düşünceleri bastırmak için farklı davranışlar gelişebilir. Bunlardan dolayı yoğun suçluluk hissedebilir. Bazen düşünce takıntıları din alanında görülebilmektedir. En sık rastlananlardan bazıları tanrıya küfür etme, tanrıya eş koşma sayılabilir.

Yetişkinler de görülen rahatsızlıklarda takıntıların tanımlanmasında “kişiye anlamsız gelmesine rağmen” gibi bir tanımlama yapılabilecek olmasına rağmen çocuklar sıklıkla sınırlı bilişsel becerileri nedeni ile bu takıntılı düşüncelerin anlamlı veya anlamsız olduğunu kavrayamazlar. Sıklıkla içimden gelen bir ses diyor ki diyerek konuşmaya başlar. Çocuğun düşüncelerin istemsiz olarak zihnine geldiğini tam olarak kavrayamaması yoğun suçluluk, günahkarlık duygularına neden olabilir. Bazen takıntılı düşünceler olmaksızın sadece takıntılı davranışlar gözlemlenebilir. Hatta son yıllarda yapılan araştırmalar çocukların yaklaşık % 40’ında takıntılı, saplantılı düşünceler olmaksızın sadece takıntılı davranışların olabileceğini söylemektedir.

Niçin olmaktadır?

Yapılan birçok araştırma obsesif kompulsif bozukluğun tek bir nedenle açıklanamayacağına dikkat çekmektedir. Bazen anne karnında yaşanan sorunlar kolaylaştırıcı bir faktör olabilirken bazen de genetik olarak yatkınlıklar ön planda olabilmektedir. Sıklıkla çocuğun böyle bir sorun ile karşılaşan aileler sıklıkla kendi davranışlarından kaynaklandığına yönelik yoğun endişe duyarlar. Hatta bazen bu süreç ev içinde suçluyu bulma çabalarına kadar ilerleyebilir. Ancak yapılan araştırmalarda anne veya baba tutumlarının bozukluğun ortaya çıkmasında hiçbir etkisi olmadığı ortaya konulmuştur.

Tedavisi var mıdır?

En büyük hayal kırıklıklarımdan birisini bir meslektaşım tarafından 11 yaşındaki hastasına rahatsızlığı ruhun kanseri olarak adlandırması ile yaşamıştım. Güncel bilgiler uygun tedavi ve yöntemlerle rahatsızlığın % 70 ‘inden fazlasında düzelme olduğunu göstermektedir. Rahatsızlığın tedavisinde tedavisi iki yönlü olmaktadır. Bunlardan birincisi terapidir. Araştırmalar bilişsel davranışsal terapi uygulamalarının çocukluk döneminde rahatsızlık üzerine en uygun terapi yöntemi olduğunu göstermektedir. Terapi sürecinde birinci basamak ailenin rahatsızlıkla ilgili bilgilendirilmesi ve çocuğun yaşantısındaki takıntılı düşünce ve davranışların izlerinin gösterilmesi olmalıdır. Diğer tedavi yöntemi de ilaç tedavileridir. Çocuk ve ergen yaşlarında etkinliği ve güvenilirliği kanıtlanmış pek çok ilaç tedavisi mevcuttur. İlaç tedavileri en az terapi kadar etkilidir. Altın tedaviyi ise hem bilişsel davranışsal terapinin uygulandığı hem de ilaç tedavilerinin verildiği yöntem oluşturmaktadır. 

Evde neler yapılabilir?

  1. Rahatsızlığı tanıyın. Çocuğunuzun yaşamında rahatsızlıktan kaynaklanan davranışları tanıyabilmeniz ona daha anlayışlı bir tutum sergilemenizde faydalı olacaktır.
  2. Hiç kimse bilerek hasta olmak istemez. Bu rahatsızlık çocuğunuzun tercihi değildir. Bu nedenle ona öfkelenmek, bağırmak, zorlamak adil olmayacaktır.
  3. Sıklıkla çocuklar takıntılı düşüncelere aileyi ortak etme çabası gösterirler. Örneğin kontrol takıntısı olan bir çocuk annesinden kapıyı veya ocağı kontrol etmesini isteyebilir. Bu takıntılara ortak olmayın. Bu takıntılara ortak olmak fayda sağlamayacağı gibi sürecin daha karmaşık bir hal almasına neden olabilir.
  4. Uzman yardımı alın. Erken tanı ve tedavi her zaman için sorunların daha fazla büyümesinin önüne geçecektir.


Dr. Genco USTA

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

www.cocukpsikiyatri.org - Ankara

Çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi ile ilgili herşey....

Zeka Geriliği (Mental Retardasyon)

Genel olarak zeka geriliği kişinin toplumsal uyum kapasitesindeki bilişsel (algılama, öğrenme, dikkat, öğrendiklerinden sonuç çıkartarak uygulayabilme becerileri) yetersizlikler olarak tanımlanabilir. Zeka geriliği tanısı klinik değerlendirme ve standart zeka testleri ile konulmaktadır. Yapılan araştırmalarda zeka geriliğinin toplumda %1-3 arasında farklılık gösterdiği bildirilmektedir. Zeka geriliği tanısı genellikle çocukluk döneminde konulmasına rağmen sosyal uyum kapasitesi yüksek çocuklarda tanı geç çocukluk hatta ergenlik dönemine kadar gecikebilir.

Zeka geriliğinin nedenleri nelerdir?

Zeka geriliği kromozomal, kalıtsal hastalıklar (Down sendromu, nörofibramatozis vb. gibi), gebelik döneminde geçirilen enfeksiyon veya toksik maddelere maruz kalma (alkol, gebelik döneminde sakıncalı ilaçların kullanılması gibi), doğumda yaşanan olumsuz durumlar (doğum sırasında oksijensiz kalma, zor doğum, kordon dolanması vb. gibi), bebeklik döneminde geçirilen hastalıklar nedeni ile ortaya çıkabilir. Son bilgiler zeka geriliğinin genetik, biyolojik ve psikososyal birçok etmenin ortak bir sonucu olduğunu göstermektedir. Zeka geriliklerinin nedenlerine yönelik yapılan araştırmaların çoğu sonuçsuz kalabilmektedir.

Zeka geriliğinin türleri nelerdir?

Zeka gerilikleri zeka testlerinden alınan puanlara göre 4 bölüme ayrılarak incelenir.

Hafif derece zeka geriliği   :                                      IQ düzeyi 50-55 ile  70 arası

     Orta derecede zeka geriliği:                                       IQ düzeyi 35-40 ile 50-55 arası

     Ağır derece zeka geriliği     :                                      IQ düzeyi 20-25 ile 35-40 arası

     İleri derece zeka geriliği      :                                     IQ düzeyi 20-25’in altında

 

Zeka geriliğinin belirtileri nelerdir?

Hafif Seviyede Zeka Geriliğinin Belirtileri: Okul öncesi dönemde iletişim ve sosyal beceriler yeterli olabileceğinden hafif zeka geriliği tanısı okul dönemine kadar konulamayabilir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte soyut düşünme becerisi ile ilişkili gerilik belirginlik kazanır ve diğer çocuklarda ayrılmaya başlarlar. İlkokul döneminde diğer çocuklarda daha geç bile olsa okuma ve yazmayı öğrenebilirler. Ortaokul seviyesine kadar akademik olarak eğitime devam edebilirler. Eğitim yaşamlarında karşılaştıkları eksikliklerini kötüye kullanabilecek kişilerle arkadaşlık kurabilirler. En belirgin sorunlar sosyal yaşamda rastlanır. Ağır bir süreç olmamasının beraberinde getirdiği bir sonuç olarak, kişinin arkadaş çevresinden ayrı farklı olmasına karşı farkındalığı yüksektir. Bu durum zaman içerisinde iletişim sorunları, düşük benlik saygısı ve depresyon gibi psikiyatrik sorunlarla sonuçlanabilir. Birçok çocuk yetişkin yaşantısında uygun sosyal destek ile kendisine ait bir yaşam kurabilir, uygun mesleği edinebilir. Ancak alışılmadık sosyal bir sorun veya ekonomik bir güçlükle karşılaştığında desteğe ve yönlendirmeye ihtiyaç duyabilir.

Orta derecede zeka geriliğinin belirtileri: Hafif seviye ile kıyaslandığında daha erken yaşlarda bilişsel ve motor gelişim ile ilgili sorunlar daha sık görülmesi nedeni ile tanı daha erken yaşlarda konulabilir. Akademik olarak ilkokulun ortaları ile sınırlıdır. Yoğun destek ile birlikte okuma ve yazma öğrenilebilir. Hafif zeka geriliği olan çocuklardan farklı olarak mesleki eğitimden önce kendi kendine yetebilme becerileri üzerine verilecek eğitimler daha faydalı olacaktır. Orta derecede zeka geriliği olan çocuklar eksikliklerinin farkındadır ve sıklıkla kendilerini diğer yaşıtlarında farklı ve ayrı hissederler. Beceri istemeyen veya kısmen beceri isteyen işlerde başarılı olabilirler. Ekonomik veya sosyal bir sorun ile karşılaştığında gözetim ve yönlendirmeye ihtiyaç duyarlar.

Ağır derecede zeka geriliği belirtileri: Genellikle okul öncesi dönemde konuşmanın çok az olması ve motor gelişimdeki belirgin gerilikler nedeni ile tanısı daha erke dönemde konulabilir. Dil becerisinde gerilik aile içinde anlaşılabilen özel bedensel dil gelişimi ile sonuçlanabilir. Davranışsal uygulamalar ve yoğum eğitim programları ile özbakım becerilerinin bir kısmı geliştirilebilmesine rağmen sıklıkla yoğun bir gözetim ve bakıma ihtiyaç gösterirler.

 

Tanı nasıl konulur?

Deneyimli bir psikolog ve psikiyatristin ortak çalışması ile konulur. Çocuk psikiyatristi tarafından yapılan klinik değerlendirmede belirti ve bulguların uyumlu olması durumunda psikolog tarafından uygulanabilecek zeka testleri, değerlendirmenin standart bir parçasıdır. Ülkemizde zeka değerlendirmelerinde sıklıkla Stanford-Binet Zeka Ölçeği ve daha sıklıkla da Wechsler Çocuklar İçin Zeka Ölçeği (WISC-R) kullanılmaktadır. Bu testler dışında okul öncesi dönemde uygulanabilecek gelişim testleri de tanı koymakta yardımcı olabilir.

Tedavisi var mıdır?

Gerekli tıbbi değerlendirmeler sonucunda zeka geriliği bir başka hastalık sonucunda ortaya çıkıyorsa hastalığa yönelik tedaviler fayda sağlayabilmektedir (örneğin fenilketonüri, hipotiroidi gibi). Ancak hastaların çoğunda belirli bir hastalık tablosu ile ilişkilendirilemediğinden dolayı tedavinin temelini eğitim oluşturmaktadır. Eğitim uygulamalarında mutlaka çocuğun sosyal olarak topluma uyumuna yönelik sosyal ve mesleki becerileri hedef alınmalıdır. Teorik olarak öğrenilen yaşam ile ilişkili durumların pratiğinin uygulanması sıklıkla başarılı olacaktır. İletişim ile ilişkili sorun yaşayan çocuklarda iletişim becerilerini geliştirmek çocuğun yaşam kalitesini arttırmakta temel faktör olabilir. Eğitim dışında ek davranışsal veya psikiyatrik sorun yaşayan çocuklarda ilaç tedavileri ile davranışsal sorunların düzelmesi ve kısıtlı olan becerilerin daha hızlı geliştirilebilmesi sağlanabilmektedir.

Ailelerin yapması gerekenler nelerdir?

Aile çocuğa temel ihtiyaçlarının karşılanması yanında çocuğun hayata hazırlanması için temeli oluşturmaktadır. Zeka geriliği olan çocuğu olan ailelerin temel amacının çocuğun öz saygısını ve yeteneklerini nasıl geliştirecekleri olmalıdır. Bu süreçte beklentilerin gerçekçi olması önemlidir. Gerçek dışı beklentiler çocuğun yetersizlik duygularını belirginleştirerek mevcut tabloyu daha karmaşık bir hale sokabilir. Ailelerin en büyük güçlüklerinden biriside hem bağımsız tarzda yetiştirme ve bakım sağlanarak destekleyici çevre arasında dengenin kurulabilmesidir. Bu süreçte ailenin suçluluk, ümitsizlik, kaybetmişlik, inkar, öfke ve acılarını dışa vurabilecekleri ortamların sunulması önemlidir.

Dr. Genco USTA

Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı

www.cocukpsikiyatri.org - Ankara

Çocuk psikolojisi ve psikiyatrisi ile ilgili herşey....